(Hazırlayan : Cansu Topal, blog için yazı : Pınar Öz)
5. buluşmamızda Cansu Topal doktorasını yaptığı alan olan Fikri - Sınaî Haklar'dan ve kendi uzmanlaşma alanı olan internetteki dosya paylaşımlarının hukuki boyutundan bahsetti.
Öncelikle hukuk hakkında fazla bilgisi olmayanlar için fikri ve sınaî haklar hakkında temel bilgilerle başlıyoruz.
Genellikle birlikte kullanılmalarına rağmen fikri ve sınaî haklar iki farklı alt dalı betimliyor. Fikri haklar, sanat eserleri ve sanatçılarla ilgili konularla ilgilenirken, sınaî haklar marka ve patent konularıyla ilgileniyor.
Sınaî, kelime olarak sanayiden geliyor. Burada tanımlanan haklar para ile koruma altına alınıyorlar. Herkesin aşina olduğu marka ve patentleme de bu yüzden sınaî haklar altında tanımlanıyor. Bir patentin verilmesi için, öncelikle patenti istenen 'şey'in korumaya değer olup olmadığı ve korunacaksa değerinin ne kadar olduğu tanımlanıyor. Örneğin, plastik yapı maddesi kullanılan eşyalar için patent alınamıyor. Patentler belirli süreler için veriliyorlar, dolayısıyla belli bir sürenin ardından yenileme gerekiyor. Bunun en önemli nedeni, özellikle de teknolojik alanlarda verilen patentlerin geliştirmeye açık olması gerektiği yani bir ilerlemenin engellenmemesi. Dolayısıyla patentler, genellikle ürünün ya da konseptin ilk çıktığı anda birkaç yıl için alınıyor. Patent ücretlerin çok yüksek olması da sadece belli bir süreliğine verilmesindeki amacı destekliyor. Markalar isim ve sembol olarak ele alınıyor, bu ikisi üzerinden koruma sağlanıyor.
Amerika günümüzde patent endüstrisinde birinci sırada yer alıyor. Onu izleyen ülkeler arasında Almanya, Hollanda ve İsviçre'yi sayabiliriz. 'Markalara en saygılı olanların gelişmiş ülkeler' olduğu gibi, patent endüstrisinde ileride olanlar ülkeler için de bu, teknolojide de ileride olduklarının göstergesi sayılıyor. Bir ülkede verilen patentlerin diğer ülkelerde de tanınması uluslarası anlaşmalar ile sağlanıyor. Kuşkusuz bu, gelişmekte olan bir ülke için oldukça önemli bir konu. Örneğin, 2 . Dünya Savaşı sonrasında Almanya, uluslararası anlaşmalara hemen katılmamayı ve kendi endüstrisinin gelişmesini beklemiş. Benzeri şekilde Çin'in ekomosini büyük ölçüde dayandırdığı kopya eşya üretimi de , ülkenin bu uluslarası anlaşmalara katılmamasından dolayı, ülkede bu konuda yasal bir koruma olmaması sayesinde mümkün olabiliyor.
Sınaî hakların koruma kapsamını "üretim" olarak düşünebiliriz. Sınaî haklar üretilmiş olanın hakkını koruyor. Öte yandan fikri haklar ise "yaratım" olarak düşünülebilir. Bu nedenle sanat eserleri ve sanatçıların hakları bu kısımda değerlendiriliyor (örn. edebi eserler, müzik ya da sinema). Hepimizin yakından bildiği "korsanlık", yani popüler kitapların, müzik eserlerinin ya da filmlerin kopyalanarak çoğaltılması ve satılması da bu nedenle fikri haklar ihlali kapsamına giriyor. İşin içerisine yaratıcılık girdiği için, fikri haklar kapsama alanı sınaî haklarınkinden daha geniş. Sanatçıların "yarattıkları" andan itibaren korumaları var. Bu yüzden, sınaî haklar altında bir ürünün korumasını alınamadığı bazı durumlarda, son çare olarak fikri haklara sığınanlar olabiliyor. Örneğin , bir ürünün tasarımının "yaratım" sayılması gerektiği savıyla "fikri eser" altında korunması başvuru yapılabiliyor.Yine de bu tarz başvuruların başarı oranı oldukça düşük.
Fikri eserlerin tanımı, ilerleyen teknolojiyle beraber önemli bir dönüm noktasına geldi. Örneğin, bir internet sitesi fikri eser olarak korunabilir mi? İçerisinde edebi ve görsel değerleri aynı anda barındıran bir internet sitesi hangi alanda değerlendirilip korunabilir? Teknolojik alanlardaki ayrımın zorluğundan kaynaklanan ve uzun süre tartışması süren bu sorunun aşılabilmesi için devreye yeni anlaşmalar ve tanımlar girdi.
İnternetle ilgili konular fikri-sınaî haklar kapsamında ancak ayrı bir kol olarak değerlendirilmeye başlandı. Türkiye'de ilk başlarda edebi eserler altında korumaya alınan bilgisayar programlarının korunma hakları da daha sonra uluslarası normlarda yeniden tanımlandı. Bilgisayar programlarının kaynak kodları kullanıcıya verilmese de, bir şekilde erişim sağlandığında üzerinde değiştirme yapılarak tekrar pazara sürülmesinin ya da farklı amaçlarla (örneğin virüs yaymak için) kullanılmasının önüne geçilmesi için programlara belli korumalar sağlanması gerekiyor.
Cansu'nun altını çizdiği önemli bir konu da, hukuksal anlamda ilk olarak önemli olanın haktan çok çıkar olduğuydu. Yani kullanıcının da üreticinin de çıkarının gözetileceği şekilde hakların yeniden tanımlanabilmesi gerekiyor. Ancak elbette her zaman işin bir de siyasi boyutu var. Hukuk, yasama organlarına bağlı olarak ilerliyor. Dolayısıyla, özellikle de teknoloji alanında, yoğun bir siyasi lobi söz konusu.
Bunun en ilginç örneklerinden birisi, Amerika'da TV kanallarının Sony Betamax'a karşı açtığı eski bir dava. Bizim çocukluğumuza denk gelen dönemde bir hayli popüler olan Betamax'lar ile, bir programı TV'dan zamanı ayarlayarak kaydetmek mümkün olabiliyordu. Bu imkanı kullanıcıya sunduğu için Sony'ye karşı dava açan kanallar Betamax'ların yasaklanmasını istedi. Ancak bu aynı zamanda bu teknolojinin engellenmesi anlamına da geliyordu. "Mahkeme, bu bir teknolojik ilerlemedir ve mahkemeler teknolojiyi engellemek için burada değildir diyerek" Sony lehine karar aldı.
Ancak asıl problem, analogdan dijitale geçiş ile beraber "filesharing" programlarının ortaya çıkmasıyla başladı. Fikri haklar kapsamına giren eserlerin bu şekilde paylaşımı yasaklandı ve hem kullanıcılara hem de servis sağlayanlara yüklü miktarlarda fatura geldi. Temel olarak, eğer servis sağlayıcılar yasal olmayan yollardan paylaşımı bir şekilde kolaylaştırmıyor ya da paylaşıma katkıda bulunmuyorlarsa suçlanamıyorlar. Hak ihlali kullanıcı eseri indirdiği andan itibaren gerçekleşiyor, dolayısıyla sorumluluk kullanıcıya ait.
Benzeri davalar içerisinden en bilineni büyük olasılıkla Napster davası. Napster'ın davayı kaybetme nedeni indeksleme yapan arama motorları kullanması ve bunun kullanıcının aradığı eseri bulmasını kolaylaştırması. Bunu yapabilecek teknolojiye sahip olan Napster'ın filtreleme de yapabileceği sonucuna varıldı, ve Napster anlaşma yolunu tercih etti.
Bir sonraki nesil paylaşımda 'peer-to-peer' denilen sistem ağırlık kazandı. Bu sistemde her bir kullanıcı aynı zamanda da içerik sağlayıcı ve herhangi bir indeksleme ya da merkezi sistem bulunmuyor. Dolayısıyla peer-to-peer sistemini kullanan siteler ya da programlar sorumlu sayılamıyor. Kazaa'nın kendisine açılan davayı kaybetmesi ise gene kendi elinden olmuş. Kullanıcılara gönderilen 'round' mail içerisinde, bir reklam şeklinde belirli kurallar tanımlanmış ve sahip oldukları bütün filmleri ve müziği paylaşabilecekleri belirtilmiş. İtiraf olarak kabul edilen bu e-mailler nedeniyle şirket kapatılmış.
1999'dan beri süren tartışmalar sonucunda, 2003'te Avrupa Birliği internette dosya paylaşımını düzenleyici bir yönerge çıkardı. Bu yönergeye uygun olarak Almanya "şahsi kullanım ilkesi"ni değiştirdi. 'Filesharing'de indirilenler şahsi kullanım için indirilmesi, eylemin hak ihlali olarak değerlendirilmesini engelliyordu. Yeni tanımlamalarla birlikte, kopyalama hakkına sahip olmak için eserinin orjinaline sahip olmak gerekiyor. Bu sayede, dosya paylaşımı ve bu şekilde alınan dosyaların çoğaltılması ve tekrar paylaşılması yasadışı hale geliyor. Orjinal esere sahip olan kişinin de bunu en fazla 7 kere çoğaltma hakkı bulunuyor. Bu konuda en sıkı yasaların ve takibin olduğu ülkeler Amerika, Almanya ve Fransa.
GTÜ-BiBU'nun dört saatten fazla süren ve zengin tartışmalarla renklenen bu buluşması sayesinde çok tartışılan güncel bir konu hakkında daha fazla sahibi olma şansı yakaladık. Bu yazıyı, Cansu'nun buluşmanın sonlarına doğru, hukukun oluşması için önce soruların belirmesi gerektiğini anlatırken söylediği bu kısa ve öz cümleyle özetleyebiliriz : "Hukuk bir gölgedir." Hayatımızın her alanında beliren bu çok tanıdık ama bir o kadar da yabancı gölgeyle ilgili daha fazla bilgi sahibi olmaya çalışmalı ve mümkün olduğunda da çevremizdekileri bilgilendirmeliyiz - özellikle de içinde yaşadığımız toplumun bize sunduğu hakları bilmemizi sağlayacağı için.


10/11/2011 11:05:00 PM
Vendetta
Posted in:
0 yorum:
Yorum Gönder